________________

limbo pillow.: The Climb ve Tırnak İçlerinin Dışındakiler.

Dr. Hüso: Almanya'da yabancı, vatanında Alamancı olan ve Ege Üniversitesi'nde öğretim görevliliği yapmakta olan Dr. Hüso'nun müziği tam anlamıyla berbat. ...
limbo-pillow.blogspot.com/.../climb-ve-trnak-iclerinin-dsndakiler.html

 

limbo pillow.: 200906

Dr. Hüso: Almanya'da yabancı, vatanında Alamancı olan ve Ege ... Aynı zamanda Dr. Hüso'nun şiirleri karman çorman, anaokul öğrencisinden hallice pastel ...

……………………………

ajdar anik vakasından sonra bu kişininde makine mühendisi olması, makine mühendisi arkadaşların** "allah kahretsin yaaa!" tepkisini vermesine vesile olmuştur. onları, "napıyorlar olm fakültede size bu hale geliyorsunuz?" sorusu ile muhattap etmiştir.bu şahsın ben robotum adlı eşsiz eserini dinlerken yüz kaslarımız gülmekten yırtılmıştır. ayrıca şiirlerini okurken dünyayı, evreni, ışığı, sevgiyi yeniden keşfettik, bir nevi astral seyahate çıktık. ben robotum şarkısını mutlaka dinleyiniz. albümünü müzik marketlerden ısrarla isteyiniz. (mithril

, 03.01.2004 14:05)

………………………

dr huso'yu,ajdar anik ya da baska bir fenomenle özdeşleştirmek,isin kolayına kacip,kolektif bir linc yaratma cabasini beslemekten ve anlamsiz "eheuhe"ler uretmekten baska bir ise yaramayacaktir.keza,ruh hastasi diye televizyona cikartip rating malzemesi haline getirdigimiz ardindan da bu hastaligiyla adice dalga gecip "euheueh ne komik yaea"cilik yaptigimiz ajdar anik'in ya da muzikal altyapisinda iki tane minimal sample kullandi diye "vay be ne gelisti" dedigimiz 'sanat' ikonlarinin aksine,dr huso'nun kendine has bir durusu,entelektuel bir cabasi,en onemlisi de tertemiz bir samimiyeti var.

......................

şarkı : ben robot
şarkıcı : dr husso

yorumlar:
** günde iki kere dinleme ihtiyacı başgösterdi bende. tedavi olmayı düşünüyorum. robotaaar, roboootaar, hasbinallaaa....
** Dr. Skull, Dr. Mutaf ve Dr. Alban'dan sonra hayatıma giren dördüncü doktor oldu. -merhaba canım arkadaşım, ben de insanım. seçerim, yatarım.
** hüso...bu şarkıyı dinledikten sonra hayatımda yeni bi sayfa açtım kendime gelmek için elektirik direklerine kafa atıcam
** burdan çıksa anlarım da bach'ı, goethe'yi, stendhal'ı çıkaran bi melmeketten nası çıkar... denklerimle yalnız bırakın beni. gönye nerde? uuu ich bin robot!  (nercik, 07.11.2009 16:11

İnternette lümpenlik yorumlara bir iki örnek!

İnternetteki yorumları ile kendi özürlü, saygısız ve zavallı kişiliklerini açığa vuran bu tip gerizekalıları az da olsa bilgilendirmekten de kaçınmak istemiyorum.  Bunların anladığı dille konuşmaktan da, karşılık vermekten de hiç çekinmeyen, onları her haliyle muhatap alan ve meydanın pisliklere, özürlü kişiliklere bırakılmaması için gereken yapılmalıdır diye düşünen biri olarak; internet sitemdeki resim, müzik ve ayda bir yazdığım makalelerim hakinde çok kısa açıklamalarda bulunmak istiyorum.

-          Söz, müzikleri, prodüksiyonları bana ait olan müziklerim çok daha iyi olmalıydı, daha fazla zaman ayrılmalıydı. Fakat müzik ve diğer uğraşlar benim asıl mesleğim değildir, yurtdışında örgencilik yıllarımda mecburiyetten denenmiştir! (yurtdışında yaşam ve okul masrafları için ek uğraş olarak düşünülmüştür).  İyi ki zamanında bu şarkıları yazıp besteledim, çarşı sokaklarda calip söyledim, resimlerimi ve fotoğraflarımı sergiledim bunlardan cep harçlığı kazanmağa çalıştım.

-          Şarkılarımın alay edici, güldüren yanların olduğu ise tam saçmalıktır, gevezeliktir.  Hele birileri ile kıyaslanması, benzetilerek alay edilmesi ciddiyetsizliklerini, kendi özürlü kişilikleri açığa vurmaktalar. Şarkıları doğru dürüst önyargısız dinlemekten acizlerin eleştirilerinden de hayır beklenilmez.

-          Türkiye’de her gecen gün artan yasam güçlükleri, zorlukları, işsizlik nedeniyle çoğalan asık, bezgin suratlıları, gülmeyi unutanları şarkılarım güldürüyorsa, eğlendirebiliyorsa, ben memnun olurum.  (İnsanların gülmesi ve gülümsemesini teşvik edici „ Ta orda sende gül kardeşim „ adli bir müzik eserimi sırf bu niyetle yapmıştım. Fakat bu müziğe de gereken zamanı ayırıp istediğim şekilde sonuçlandıramadım. Müzik rock tarzında bir nevi Emirimsi şekle dönüştü, aralara konulan kahkahalar beklenilen efekti veremedi.)

-           Aslında müziklerimde şarkı sözleri güncel sorunlardan derlenmişlerdir ve dinleyenlere bir mesaj vermek, bazı konularda bilgilendirmek, bazı insani değer ve sorumluluklarımızı hatırlatmak için de yapılmışlardır. Ve dinleyenleri aktivite etmek, yani harekete, dansa teşvik için arka planda ritimli çalgı sesleri düşünülmüştür. (Örneğin; sevgi.., ben robot, uyan…, çalış.., sende gül..,para,.. v.d.)

-          İnternette çok yorumlanan “DiscoDua” şarkısı bir deneme çalışmasıydı. Genelde disko türü müziklerde kalp atışı benzeri ritimler; Diskoteklerde alınan içki ile insanların rahatça ritimce uygun harekete geçiren ritimler ön plana çıkar.  Şarki sözleri anlam acısından da arka planda kalır. Ritme uygun basit ve tekrarlı az sayıdaki kelimeler yer alır. Benim denemende ise insanları harekete tevsik yanında, onların rahatlıkla şarkı söyleyebilmeleri için de yapılması gerekenler söyleniyor. Bu arada bazı değerlerde bu sözlerle hatırlatılmağa çalışılıyor. (Örneğin Allaha şükredilmesi, dua edilmesi, devlet yönetimden seçilenlerin daha iyi değerlendirilmesi,  toplumda rahatlıkla konuşulması için çok yüksek sesle uygulumlar yapması, yüz kasların geliştirilmesi gibi. Ben verdiğim mühendislik derslerimde öğrencilerime de kimseyi rahatsız etmeyecek mekânlarda kendi otomobillerinde ağızlarında eriyen bir mentollü sekerle ve arada sırada su içerek avazları çıktığı kadar çok yüksek sesle her hangi bir yazıyı okumalarını, şarkı söylemelerini öneriyorum. Bu şekilde toplum içersinde kendilerini çok daha iyi bir şekilde ifade ederler, rahatlıkla konuşurlar. Discodua şarkisinin böyle bir amacı da vardır!!!) Yaptığım bütün müziklerimde, hareketi tevsik etmek, birlikte söylemek ve insani değerleri hatırlatmak, güncel konuları islemek gibi hedefler bulunmaktadır. 

-         Bakın, “Allah Vergisi”, (daha dogrusu “Allah Verdisi”) yetenek sözüne ben karşıyımdır! Allah her kese, bütün kullarına yeterli ve gerekli yetenekleri, becerileri ve en önemlisi; geliştirilebilen bir akil, kaliteli bir beyin vermiştir. Allah tarafından bize ihsan edilen bu akli-bedeni nimetlerden çok, çok azını kullanabiliyoruz, doğru bir şekilde de değerlendiremiyoruz.

-          Kısaca, Allah her insanı her yasta birçok fonksiyonları geliştirerek uygulayabilecek şekilde donatmıştır. Çoğu kez birçok meziyetler, yetenekler mecburiyet sonucu, zorlanarak ortaya çıkarlar. Yani her insan şarkı söyleyebilir, söz yazar, beste yapar, resim çizer v.b. Bu yeteneklerin ortaya çıkması ve mükemmelleşmesi zamanla ve çalışarak olur. Erken yaşta başlamanın avantajları vardır. Benim yıllardır bu öngörülerim,  savunduklarım yurt dışında araştırma geliştirme merkezlerinde, üniversitelerde ispatlanmıştır, sonuçlar kamuoyuna sunulmuştur.

-          Söz ve müzikler bana ait olup kimseden taklit edilmemişlerdir. Aslında, benim müziklerim ve şarki sözlerim, şiirlerim bazı kişiler tarafından kendi yapıtları için malzeme olarak halende değerlendirilmektedir, kullanılmaktadır. İçerikleri biraz başkalaştırılarak alıntılanmaktadırlar! Benim Atom Krieg, NonWar, Barış şarkıları konu itibari, içerik açısıyla, okuma tarzı ile fikirleri ile Hamburg´ta yeni bastan düzenlenerek, zenginleştirilerek bir Alman bir rock gurubu tarafından seksen yıllarının sonlarında kullanılmıştır. Ve bu Alman gurup nuklear blast  şarkısı ile dünyaca meşhur oluyor, milyonun üstünde satış yapıyorlar. İşin ilginç yani bu Nuklear Blast şarkısı;  benim Almanca ve Türkçe versiyonlarını (NonWar,  Atom Bomm , Nuclear bomm, Barış  Hart rock ve şiirsel Bağrı tipi serbest tarzda düzenlenen şarkılardan esinlenmiştir,  ) hazırladığım stüdyo tarafından benim şarkılardan esinlenerek yeni bastan düzenlenmiş ve guruba önerilmiştir! Bunu da çok sonra, yıllar sonra tesadüfen öğreniyorum. Ben robot, Einsamkeit (Yalnızlık)  şarkılarda da ayni şekilde ve ayni Ses stüdyo ve müzik yapım evinden  farklı versiyonları benden sonra farklı yorumcular için yeni bastan düzenlenerek piyasaya sürülmüştür.

-          Müziklerin çoğunluğu gerizekalının yukarıda belirtici bakkal orguyla değil, profesyonel bir stüdyoda kayda alınmışlardır. (öğrencilik yıllarımda 450 marklık Casio orgumla parmaklarımı alıştırmağa gayret ettim, Hamburg´ta Yamaha org kursuna da katıldım!) Müzikler günümüzün teknolojisi ile bilgisayar ortamında hazır müzik paket programları kullanılarak yapılmışlardır. Internet’te yayınlanan müzikler ise kasetten aktarıldıkları için cızıltılı dinleniyordur. Ben bir günde stüdyoda 6–8 parçalık müzik kasetleri hazırladığım olmuştur.

-          Yukarıda geri zekâlı lümpenin belirtiginin tam aksine şiirler ve resimler farklı yerlerde farklı zamanlarda açtığım kişisel karma sergilerde ve şiir dinletilerimde çok beğenilmişlerdir, takdir edilmişlerdir ve sergi görüş defterinde izleyenlerin takdir edici olumlu yazıları da ispat olarak bulunmaktadır.

-          Almanya’da Hamburg´ta aynı zamanda ressamlık yapan bir iki galeri sahibi benim bu resim tekniklerimin sırrını dahi öğrenmek istemiştir. Bugün bile ebru tipi kahve tipi resimlerimi nasıl yaptığımı öğrenmek isteyen ressamlar çıkmaktadır.

-          Geri zekâlının anaokulu öğrencisi resmine yakıştırmasına gelince; Ben o beğenilmeyen resimlerden para kazandım, tabloların tanesini 80 ile 900 mark sattığım olmuştur. Bu para bazı kimseler için fazla bir meblağ olmayabilir, fakat benim için büyük paraydı.

-          Gerizekalı lümpenler acaba ömürlerinde doğru dürüst bir iki sanat galerisine, resim sergilerine gittiler mi? Resimlerle, sanatla ilgili biraz ilgi ve bilgileri var mı?

-          Beğenilmeyen o resimler aslında, resimde öncülük etmişlerdir. Herkesin fotoğraf gibi manzara resmi çizmeğe çalıştığı yada Picasso tipi tablolar yaptığı bir zamanda, ben farklı ve kuralsız resim yöntemlerimle rengârenk canlı ve büyük alanlı boyalı ilk resim sergimi 1983 açmıştım. Sırf belli çevrelerde resimlerimi tanıtmak için „Die Zeit“  adli haftalık gazeteden dünya galerilerin adreslerini bulup resimlerimin tablolarımın fotoğraflarını göndermiştim. Zamanla benim tarzdaki resimlerin galerilerde, sergilerde görülmeğe başlanıldı.  2003 yılında Berlin´de bir ziyaretim sırasında benim 200–900 marka sattığım tabloların benzerleri ünlü ressamların adi ve imzası ile bir daire fiyatına satıldığını görünce, okuyunca lanet etmekten kendimi alamadığım olmuştur.

-          Benim resim tarzlarım da mecburiyetten ve zaman darlığından biraz da tesadüfen ortaya çıkmıştır. İlk potrelerle ve manzara resimleri ile denedim. Maksadım biraz el alışkanlığı ve çabukluk kazanınca,  çarsı sokaklarda gelen gecenin portresini yapıp para kazanmaktı. Uygulamada bu klasik kurallı portre karikatür resim çizim ve boyama benim için çok zaman alıcı olduğunu görünce ve sokaklarda bu işi yapanların sayısı hayli fazla görünce, daha çabuk yapabilecek, ilgi çekici olabilecek farklı resim yapma tekniklerini denedim. İlk sulu renklerle daha sonra yağlı renklerle tablolar yapmağa başladım.

-           Ebru tipi resimlerimi ilk banyoda renkli mürekkeplerle normal A4 kâğıdında yapmaya başladım. Tesadüfen bazı resimler bana göre güzel, bakılabilecek asılabilecek kalitede olduğunu fark ettim. Daha sonra kendi kuralsız ve geniş alanlı boyalı, rengârenk boyalı tablolar, karikatlar, (SANAL GALERİ 2 , SANAL GALERİ 1 görmek için tıklayın) ebrular  (SANAL GALERİ 3 görmek icin tıklayın) yapmağa başladım.

-          Daha dün bir yabancı ulusun kanalında tanınmış ressamların bir sergi için hazırladıkları tabloları gördüğümde, benim karma renkli ebru tipi ve karikatlara benzer resimlerimi aklıma getirdiler. Bazı resimlerimde gelişigüzel kelimeler, kısa cümleler, dörtlük yazılar da katıyordum. Onlarda 20, 30 sene evveline kadar pek görülmeyen bu benim tipik resim tarzına ağırlık vermişler.

-          Benim resim tarzlarım farklı yorumlarda bulunabilinir. Bana göre isin gerçeği benim tarzdaki resimlerin son 20 yıldır aktüalite kazanmasında benim resimlerimin, açtığım sergilerin, gönderdiğim örneklerin ve internetteki sanal galerinin etkisi olduğu kanaatindeyim. (Web sayfamdaki sanal galerim her ay ve 30´aşkın ülkeden yüzlerce kişi tarafından tıklanmaktadır. Bu da diğer bir gerçek)

-          Kasım 2009 Kurban bayramında Berlinde, Hamburgta bulunduğum sıralarda, uluslar arası galerilerin sergiledikleri resimlerin lümpenlerin (seviyesizlerin) alay ettiği, kendilerince asagılayacı buldukları resimlerimin tıpa tipleri bulunmaktaydı. (Görmek için tıklayın: Galeri-Berlin, Hamburg tablo örnekleri) Bilhassa kişilik özürlü zavallıların alaycı küçük, düşürücü yorumlarında evvel, yorum yaptıkları konu ile biraz kendilerini bilgilendirmesini önce öğrensinler ve ondan evvel kendilerini bir aynada görsünler….

-          Bana göre isin ilginç yani benim resim yöntemim bazı tablolarda kullanılmış, benzetilmeğe çalışılmıştır! Bakin Resimlerimde hedeflenen; basitlik, çabukluk, farklılık ve gözlere hoş gelen, dinlendiren, zihinleri oyalayıcı idi.  Bu nedenle çok zaman alıcı renkli fotoğraf benzeri tablolardan kaçındım. Monoton mekânlarda, iş yerlerin, büroların, fabrika duvarlarında canlılık getirecek, verimi artıracak rengârenk büyük alanlı resimleri tercih ettim. Genelde klasik tablolarda büyük alanlı tekrenkli boyalı alanlardan kaçınılmaktadır. Ben ise tam tersini denedim, tablolarımda tekrenkli geniş alanlı rastgele renkleri seçerek boyadım. Parlaklık vermek içinde Cunda´nin meşhur halis zeytinyağını kullandım (kuruması çok uzun sürüyor, buna karşın uzun süre renkler parıltılı kalabiliyor)  Benim fırça tekniğim de benzetilmeğe çalışılmış: Genelde klasik tablolarda renkler bir alan içersinde ayni tonda yada belirli bir düzene göre tonlama yapılarak eşit şekilde boya dağıtılıyorken,  benim boyama tekniğinde alanlar gelişi güzel farklı tonlarda pulumsu şeklide sürülüyordu, yani fırçamla boyayı eşit şekilde alana dağıtmıyordum.  Benim bu ve benzeri alışılmamış teknikleri kullanmamda en büyük etken, tablolarımı beğendirme gibi bir zorunluluğum olmamasıydı. Benim hoşuma gitmesi benim için öncelikliydi!

-          Benim müzik ve resimlerim çok yıllar öncesi, okul ve yasam masraflarına katkı sağlamak için yapılmışlardır. 2000 yılından beride internetteki web sayfamda yayınlanmaktadırlar.  Yayınlamamın esas nedeni; eserlerimi daha geniş bir çevreye tanıtmak, bilhassa topluma belli mesajlar hatırlatmaktır. Bilindiği gibi sanat insan için, toplum, halk yararı içindir.  Sanat, fikirler çekmecelerde, karanlık odalarda saklanılmaması, tam aksine dışa yayılması, tartışmaya sunulması gerekiyor. Yazdığım makaleler de bu amaçla yayınlanıyor. (makalelerimde birçok yazı ve üslup ifade hatası bulunduğu doğrudur. Nedense zaman ayırıp düzeltemiyorum, okuyucuların hös görüsüne sığınıyorum!)

-          Bilhassa ülkemizde eleştiri yapmaktan, eleştiri almaktan çekinilmemelidir. Ben şahsen her eleştiriyi dikkate alıp değerlendiriyorum, zaman bulduğumda da karşı tarafın anladığı üslupla da görüşlerimi bildiriyorum. Bazen bende kamuoyuna yansıyan bazı konularda her türlü eleştirimi, görüşlerimi direkt, basit ve açık bir dille ve kendi adımla çekinmeden, korkmadan bildiriyorum. Burada vurgulamak istediğim; eleştiriler, tenkitler, yorumlar, fikirler v.d. biraz olsun ciddi, samimi, önyargısız ve yapıcı ve teşvik edici olmalıdır; yıkıcı, ayrıştırıcı, samimi olmayan, örtülü yorum ve eleştirilerden kaçınılmalıdır.

-          Toplum olarak, insan olarak;  insanlığa, ülkeye, devlete, sanata hizmet etmiş, bilim adamlarına, devlet büyüklerine, siyasilere, sanatçılara, iş aş veren işverenlere saygılı olmasını, onlara gerektiğinde sahip çıkmasını öğrenmeliyiz. İnsan olarak toplum olarak kendimize olan özgüvenimizi ve saygımızı kaybetmemeliyiz.

-          Maalesef gelişmesi sekteye uğramış insan ve toplumlarda bireyler bazı konularda hindi davranışı (yani ilkel davranışı) gösterirler. Söyle ki; kümesteki, sürüdeki hindinin biri gluk, gluck, luck sesleri ile diğer hindilerinde ayni anda, düşünmeden, sorgulamadan, değerlendirmeden gluk, gluck, luck sesleri çıkararak etrafı velveleye boğmasına sebep olur. Geri kalmış sorunlu, curcunalı toplumlarda diğer bir karakteristik davranış ise, birbirlerini engellemek, kösteklemek, çekememektir. Toplum olarak, ulus olarak daha iyiye ulaşmak istiyorsak, birçok alanda birbirimize olan bağlılık kuvvetlenmelidir. Karşılıklı saygı, sevgi ve güven olmalıdır ve elverdiğinde birbirimize destek vermeliyiz.

Evet eleştiri, daha ciddi yapılmalıdır. Eleştiriler, mükemmeliyeti yakalamak için olmalıdır. Belli bir edep kuralları içinde yapılmasına özen gösterilmelidir.  Köstekleyici, art niyetli, zarar verici eleştirilerin toplumda kimseye yararı olmaz.  Ben burada, müzik ve resimlerimle ilgili kendi prensiplerim dikkatinde, benim açıdan bilgi vermek istedim.

DrHusso

İzmir, 11.2009